Bu gezi, motur.net'de "Motur'un ilk uluslararası gezisi" başlığıyla ve "Aha ben açtım sana topic, 1 sene konuşun cbk" post'uyla 17 Temmuz 2006 tarihinde topiği açan Sevgili Ceycey ' e ithafen yapılmaktadır...
İki sene konuştuktan sonra cbk :)
23 Haziran 2008
Neden gittik İran'a !!!
Ama bu düzen yüzünden kıramıyorduk zincirleri bir türlü,
Sürekli bir engel çıkarıyordu önümüze,
Ama sonunda oldu, daha fazla duramazdı önümüzde kimse,
Daha gitmeden çok karşılaştık neden diye sorularla,
Siz delisiniz, ne işiniz var orada diyenlerin sayısını ise bilmiyoruz,
Biz Tebrizdeki Şehriyar'ın şiirleri için oradaydık,
Maku'da belki de dünyanın en kötü oteli için,
Kuzey İrandaki Türk etkisini haberlerden değil de, gözlerimizle
görebilmek için uğradık Zenjan'a, Tebriz'e, Ghazvin'e...,
Alamut Kalesi'ne 2 saat yaklaşıp da gidememenin sızıntısı için belki de,
Şiraz bağlarını da göremedik belki ama, hiç bu kadar yakın olamamıştık daha önce,
Ama Fars diyarının buram buram koktuğu İsfahan ve Yazddeydik,
İmam Meydanının heybetini bu sefer fotoğraflardan değil, o kadar yoldan
sonra ayağımızdaki ağrılardan hissettik,
Gerçek Zerdüştün, Zerdüştlüğün ve Zerdüşt ibadetinin tam ortasında bulduk
kendimizi, adını bile söyleyemediğimiz Chack Chackta,
Zerdüşt ateşinin yakışılışını, Avesta'nın okunuşunu gözlerimizle gördük,
Aramızdan birini Zerdüştlere bile kattık,
İran trafiğinin ilk şokunu Tebrizde yaşarken, İstanbul trafiği için methiyeler dizmek için gittiğimizin farkında değildik,
Chello kebabın tadının, İran pilavının bu kadar tane tane olacağını bilemezdik,
eğer gidemeseydik oraya,
Otoyollara bir selam verip tek kuruş ödemeden girebilmenin, belki 10 kere radara girip yine sıcak bir selamla nasıl ölçtüğünü anlamadığımız kameranın yanından nasıl geçilebildini görebilmek için uğradık İran'a,
Yazd'de dünyanın dört tarafından insanlarla tanışacağımızı bilemezdik tabiki,
Ama Avustralya, Kanada, Güney Kore, Türkiye, Afganistan gibi bir çeşitliliği de tahmin edemezdik elbette,
Şiilerle beraber namaz kılmanın ne demek olduğunu ise sadece din büyüklerimizden duymuştuk kulaktan dolmacasına, ama şimdi onlarla beraber namaz kılıp, namaz sonunda el sıkışmanın anıları var kafamızda,
Halkın ne kadar da devrimden uzak olduğunu göremezdik orada olmasaydık, Türkiye'ye ne kadar imrenen sürmeli gözlerle baktıklarını,
Sürmeli derken İran kızlarına sürmenin ne kadar yakıştığını fotoşopla oynanan fotoğraflardan bile anlamak imkansızken gözlerimizle gördük o güzellikleri,
Motora binerken yaktığımız benzini düşünmeden gitmenin keyfini sürebilmek için ordaydık belki de,
Türkiyedeki iki depo benzin fiyatına 4000 km yapabilmenin inanılmazlığı için,
Ama belki de en önemlisi batıdan doğuya giderken paranın yerini insanlığın, alçaklığın yerini samimiyetin aldığını yaşayabilmek için,
İnternette dolaşan Tahran trafiği fotoğrafının gerçeğini kıyısından da olsa görebilmek için,
Çöl geçmenin terleten ama haz veren yanını da görmek için,
Geri dönerken Makuda yola çizilmiş Amerikan ve İsrail bayraklarının üzerinden tekerleklerimiz geçerken bunun nedenini sorgulamak için belki de,
Dünyanın en pahalı benzinini satan ülke ile en ucuz benzinini satan ülkenin komşu olabileceği ironisini hissedilmek için oradadyık....
O kadar çok şey var ki yazacak belki de sıkıldınız şimdiden,
Bunları yaşamanın hiçbiri garanti değildi ama en azından ihtimali bile yetti bize,
Yeniden sorarsanız tekrar gider misiniz diye,
Cevabımız kesinlikle EVET olacak,
Çünkü bu düzenin adamları olamadık biz hiç ve olamayacağız da,
O yüzden tekrar gideceğiz NEDEN diye soracağınız diyarlara,
Gelmek isterseniz sizleri de bekleriz büyük bir memnuniyetle...
Görüşmek üzere...
22 Haziran 2008
Zerdüşt tapınağı - Chack Chack Temple



Orjinal bişiler görmeye başlayınca sıcak altındaki emeğimizin karşılığını yavaş yavaş almaya başlıyoruz.
Biz yukarıya çıktıkça dünya küçülüyor aşağıda kayaların arasına sıkışan bu mekan daha ferah bir hal almaya başlıyordu.
En tepede Kureyşin kapısından geçip içinde Zerdüşt Rahibi ve bu inanışı taşıyan bir kaç insanlar karşılaşacağımız bilmiyorduk.
3 kişi ağaç gölgesinde Tanrı'yı sorgularken içlerinden birisi zayıf ingilizcesiyle bize güleryüz gösterip yardımcı oluyor. Rahibin tapınağı açıp bizi gezdirmesinin mümkün olup olmadığını soruyoruz. Severek kabul ediyorlar ve dünyalar bizim oluyor.
Kureyşin kapısı açılır açılmaz kendimizi bir mağaranın içerisinde kutsal Zerdüşt Ateşiyle karşı karşıya bulduk.

Bi yandan soruyor bir yandan kayaların arasındaki bu mağarada neler olduğunu anlamaya çalışıyoruz. Zerdüştlük nedir? gibi soruları sorarken mevzuyu birinci ağızdan dinlemek ilginç oluyor. (Yaa Google dan başka bilgi edinme kaynakları da var. Totomuzu sandalyeden biraz kaldırmak daha ilginç olabilir)
Efendim Zerd yada siz Zar diyebilirsiniz bildiğiniz zar, kabuk, aura manasına gelen insanı kapladığına inanılan enerji oluyor. Dust ise sarı, altın anlamına geliyor. Bu durumda Zerdüşt kişisi (Bu inanışı yaymaya çalışan kişi) altın ışık anlamında bir isme sahip.
Ve Tanrı olduğuna inandığı Ahura Mazda' nın emirlerini halkına anlatmaya çalışıyor. Ona ilk inanan kişi resmedildiği gibi kuzeni oluyor ismini şimdi çıkaramıycam. Kısaca iyi düşün, iyilik yap, iyi ol gibi bir felsefeye sahip bu insanların değişik ritüelleri değişik bir yaşantıları var.
Temelinde Mitra olan bu inanış binlerce yıldır sürüp bugüne kadar yaşamayı başarmış. Sayıları her geçen gün azalan bu insanların bir kısmı da ülkemizde Mardin bölgesinde yaşamaktalar. (Yezidiler olarak biliniyorlar)
Sorduk ettik rahat mısınız ayrımcılık var mı size gibisinden. Hükümet bu insanların varlığını kabul etmiş ve onları kendi yaşantılarında özgür bırakmış. Ancak yatırımdan, alt yapıdan, ülke zenginliğinden pay almak konusunda oldukça ihmal edildikleri ve bir biçimde cezalandırıldıklarının farkındalar.
İran gibi bir ülkede bu tip inanışa sahip insanların yaşayabileceğine insan ihtimal vermiyor ama durum böyle işte.
Rahibin yardımcısı ilk geldiğimizde foto çekmemize burun kıvırsada sonrasında rahatsızlık belirtisi göstermedi.
Fotoğrafta görülen her şeyin bir anlamı var. Kasedeki ateş hiç söndürülmüyor. Zaten pet şişedeki yağ bu işe yarıyor. Onun yanındaki kabın içerisinden şeker ve nohut yada leblebi gibi yiyecekler var. İkram ettiler yedik. Mağaranın tepesinden akan su tapınağın tabanını ıslatmasın diye plastik kaplarla sürekli o suyu topluyorlar. Bu arada tapınağa ayakkabı ile girilmiyor.
Rahip ve yardımcısı ateşi nasıl yaktıklarını ve nasıl ayin yaptıklarını bizlere demo yaparak sunuyor. Allahın dağında böyle bir mağarada nasıl yaşadıklarını ve bütün gün geçirdikleri zamanı anlamakta zorluk çekiyoruz. İnanmak böyle bir şey herhalde.
Bizlere verdikleri takkeleri giyip kendileriyle daha fazla kaynaşmamızı sağlıyorlar. Sorularımız ve çektiğimiz fotolarla coşkumuz artıyor. Aşağıda kalan ekip fotoları ve mevzuyu öğrenince kafalarına sıkacaklar eminim :)))
Koreli kız yukarıya çıkarken yolun yarısında vazgeçmişti. Demekki neymiş bi işe başladıysan sonunu getireceksin. Aşağı inince gördüğü fotolardan sonra çok pişman oldu ama iş işten geçti. :)
Burcu durumdan memnun. Elinde bize verdikleri Zerdüşt kitabını tutuyor.

Aşağıdakileri güneşin altında daha fazla bekletmemek için hızlı davranıyoruz. Mağaradan çıkarken Kureyş' in kapısında gördüğünüz figür ta kendisi oluyor.

En nihayetinden Kureyş bağlantılarının olduğunu anlayıp inanışlarının temelinde Mitra'nın oluşu bizi Kimerya' lı Conan' ın kafayı keserken neden Mitra adına dediğini daha iyi anladık :pp

Çölde güneşin ışığı her bir kum tanesi, her bir tepe üzerinde garip ışık oyunları yapıyor. Ya da yukarıda bizim kafa güzelleşti ayaklarımız yere basmıyo :p

Günü bitirip Yezd'e dönerken Sessizlik Tepelerine uğruyoruz. Ölülerini bu tepelere kuşların yemesi için bırakan Zerdüşt' ler böylece doğadan gelip yeniden doğaya dönüldüğüne inanıyorlar.

Bu tepeleri aynı kareye elektrik telsiz direksiz sığdırmak için çok çabalıyoruz.
Günün son anlarını yaşarken ışık tam istediğimiz gibi bizi mutlu ediyor.
Günümüzde artık ölülerini sessizlik kulelerine bırakma adeti hükümet tarafından yasaklanıyor. Hükümet bu inanışa sahip insanların yararlanması için aynı yerde büyük bir mezarlık yeri tahsis etmiş. Biz oradayken bir grup Zerdüşt ölülerini törenle gömüyorlardı. Bu davranış onların felsefesine çok ters olmadığı için kabullenmeleri zor olmamış.

Sessizlik (Ölüm) Kuleleri' nden çıkıp şehre girerken ülkenin daha güneyindeki insan ırkının değiştiğine tanık oluyoruz. Deriler kararıyor burunlar genişliyor vücutları irileşiyor. Biz bu insan ırkının yanında süt çocuğu kıvamındayız. Anladım ki benden intihar bombacısı olmaz :p
Sağdakini al model olarak her yerde kullanabilrisin. Kendi doğallıklarının hiç farkında değiller. Muhtemeldir ki Pakistan' dan geldiler ya mal alış- verişi yapıyorlar ya da bu diyarlarda kendilerine iş bakıyorlar.

Hayat dünyanın her köşesinde durmadan devam ediyor. Ama kaldırım üstünde ama plazadaki computerin başında.
Hava kararıyor biz otelin avlusuna dönüyoruz.
Motur Yezd sokaklarında
uzay ve emre muhteşem kareler yakalıyor terastan..
herkesde masalsı bir enerji.. sanki sabahın köründe kalkıp isfahanda başımıza güneş geçene kadar gezmedik, malları motorlara yükleyip çöl geçmedik, zorlu bir gece şehir trafiği çekmedik.. "hadi hadi" diye birbirimizi iyice coşturup Yezd sokaklarında kaybolmaya çıkıyoruz..
önce saat kulesi muhteşem ışıklandırma..
bir sokağından dalıyoruz eski şehrin içine.. yanılmıyorsam bayağı bir süre konuşamıyoruz.. konuşulduysa da ben duyamıyorum.. "hiii, vaaay, burası neymiş böyle" gibi kısık sesli nidalardan başka birşey çıkamıyor ağzımızdan.. o da gerçekten mırıl mırıl.. bu masalsı atmosferi bozmamak, sessizliğin ve ıssızlığın içine sızmak için.. tabi bir de fotoğraflama telaşı..
sokakların çöl rengi bir dokusu var.. alçak tavanlı, kerpiç, kum rengi sıra sıra evler, dar ve kıvrımlı sokaklar boyunca uzanıyor.. aralarda bazı sokakların bağlantılarının üstleri, kemerlerle örtülmüş.. sarı sokak ışıkları bizim ordan oraya sürüklüyor.. hiçbir hat keskin değil.. yükselen "badgir"ler dışında.. ısınan hava yükselir prensibi üzerine kurulu klimanın paşa dedeleri bu yapılar, hala kullanılıyor.. badgir resimleri nerdeeeeee millet ?!...
e biz motur'uz.. bu kadar nefes kesintisi bize yeter.. burçin geyiği patlatıyor..
- yezd'de yapılmayacak meslekler.. yaz.. postacılık :)))

heyt be!!! işte yezd işte motur :))) en soldaki burçin, en arkasını duvara vermiş hacı abi, en iriyarı adv rider emre, en uzun boylu uzay, biz kızlar başörtüsünden ayırt edilemiyoruz ama olsun zaten kendi kendimizi bile tanıyamıyoruz örtülüyken :D
yeniden şembe camiinin önüne çıkıp otele dönüyoruz..
masallarla uyuduk.. ve birleşmiş milletler kahvaltı sofrasına uyandık :)
avustralyalı bir emekli -kendi deyimiyle "lazy tourist"-, bir kanadalı tıp öğrencisi, koreli öğrenci çift, iranlılar ve biz aynı masanın başındayız.. hepsinin bizden gani gani zamanı var, imreniyoruz.. biz sadece 24 saat daha burdayız ve gece öyle etkilendik ki hiçbir yeri kaçırmamaya uğraşıyoruz.. bir minibüs tutup kharanagh, chack chack, silence towers ve zerdüşt tapınağını görme kararı alıyoruz.. korelilerin bize katılma teklifini memnuniyetle kabul ediyoruz.. şehrin 80-50km kadar dışında olan bu yerlere bizi götürecek minibüsü beklerken, birleşmiş milletler kahvaltı sofrasında kadınlardan, türk-ermeni sorununa kadar aklınıza ne gelirse konuşuluyor ve kahkahalarımız avluyu dolduruyor.. sesimiz gür çıkıyor tabi.. klima, vantilator, avlu havası, havuz serinliği derken çöl sıcağından eser yok.. sadece şimdilik !:))
Yezd yolu ve Silk Road..
her zamanki gibi şehirden çıkışda zorlandık.. arabaların içinden fotoğrafımızı çekmeye çalışırken üzerimize doğru farketmeden kıranlar (biri bunlara nereye bakarsan oraya gidersin desin) , iki motor arasına girmeye zorlayanlar, 125cc üzeri üç yolcuyla bizimle yarışanlar, peşimize takılanlar.. bir curcunaki değme gitsin.. neyse sora sora Yezd yolunu buluyoruz..
küçük bir bilgi : devrim sırasında yaşananlar nedeniyle rejim, 200cc üzeri motorları İran halkına yasaklamış.. bu sebeple bizim motorlar çok fazla ilgilerini çekiyor.. aslında hiç kimsenin niyeti bizi canımızdan bezdirmek değil elbetteki.. hem "hello" diyerek karşılamaya hem de "kaç para, kaç basıyor" evrensel sorularını sormaya uğraşıyorlar.. dolayısıyla trafik kuralları önceliğini yitiriyor..
yolu kısaca anlatayım.. çöl çöl çöl !!!... 52 dereceyi gördük.. bu yol boyunca ilk sırılsıklam oluşumuz.. (ikincisi ayrı macera :)) bünye sıkça durup 1.5 lt suyu kafaya dikmek istiyor ama ne çare çöl geçiyoruz.. göz alabildiğine kum ve tundura dışında hiçbirşey yok.. dudaklarımız burçin'in deyimiyle kunta kinte şekli aldı.. çatladı patladı.. gün gözümüzün önünde batıyor.. gece şehre gireceğiz, yusuf abi rider'lara yapıştı..
hava iyice karardı.. yezd'e çok az kaldı ama bizde de çok az hal kaldı.. yolun kalabalığından birbirimizi kaybetmemek için bütün çabamızı harcıyoruz.. şehre girip silkroad hoteli bulacağız.. derin bir nefes alıp ya allah deyip giriyoruz..
ve korktuğumuz hemen başımıza geliyor.. oteli sormak için her durduğumuzda yeniden hareketlenmekde zorlanıyoruz.. 10-15sn içinde etrafımız öylesine sarılıyor ki motor-araba-yaya üçlüsünden oluşan bir tribün desem yeridir.. sanırım kimsenin pek işi yok, bizi gören peşimize takılıyor.. hep birlikte "feleke"leri dönmek kar challenge'ından zorlu :)) en sonunda bir kavşağın çıkışında durup motorlardan inip tribünü dağıtmaya çalışırken motorlu polis geliyor..
polis - müşkülat var mı?
biz - vaaaaaarrrr....
önümüze düşüp bizi otele kadar götürüyor.. bir ara sokağa girip kumluk bir alana motorları park ediyoruz.. etraf derme çatma.. küçük bir kerpiç ev dar bir kapı üzerinde Silk Road yazıyor.. hafif bir hayal kırıklığı otelin dışı.. hani tüm gezginlerin uğradığı, merkezi, otantik, konforlu ve sessiz bir oteldi ?? ama neyse, öyle bir yorgunluk ki bizde, taş gösterse üzerinde yatacağız.. içeri girip birkaç merdivenle iniyoruz.. ayşe'nin arkasını dönüp, aceleyle merdivenleri çıkıp, dışarı bir çığlığı var ki "BURASI ÇOOOKK GÜZEEELL" :)))
kerpiç kümbet tavanlı sıra sıra odalar, kocaman bir avluyu çevreliyor.. avluda kilimli geniş sedirler ve büyükçe bir havuz.. terasındaki restoranı, şehrin tarihi meydanına tepeden hakim.. saat kulesi, Şembe (cuma) camii ve dolunay.. iran'ı içimize iyice çekiyoruz.. bir acele konsey toplanıyor.. 2 gece burda kalmaya karar veriliyor.. yuppiiii :)
19 Haziran 2008
Isfahan- Dunya' nin yarisi...
Iran'a girdiğimizden beri kalacağımız en güzel otelle karşı karşıya olduğumuzun tabii farkında değildik...Odalar pırıl duş, klima, buzdolabı gibi temel ihtiyaçlar karşılığında iki kişi için ödediğimiz para sadece 20 usd kadar bir paraydı. Dustan klimadan bahsettigime bakmayin bu yola cikarken hepimiz tas ustunde yatmaya raziydik.
Şehre girerken el yordamıyla çevremizde arı vızıltısı gibi sirk maymunu görmüş bir milyon motosikletli insan kalabalığı bize eşlik ederken oteli hiç zorlanmadan bulduk. Bu farklı motorsikletleri hayatında ilk kez gören Iran gençliği şehre gelişimizi inanılmaz figürlerle kutladılar. Teker yapanı, lastik yakanı 5 kişi bindikleri motoru parçalarcasına yanımızda sürenleri korku dolu gözlerle izledik :)) Girdigimiz her sehirde gordugumuz bu manzara bizi korkuyla karisik offf yine mi ayni kabus dedirtti.
Hızlıca yerleşip Otelin sahibinin arkadaşları olan ve Turkçe bilen 2 Türkmen genci bize rehberlik yapmayı teklif ediyorlar. Behnam ve Kazım... Bu iki arkadaş hakkında dostluk adına ne söylesek azdır. Isfahan gibi bir şehri 2 gün bize gezdirdiler... Otuz gün boyunca Isfahandan her gün iki kamyon patates ve soğan yükleyip tüm kuzey illerine dağıtan bu iki genç adam yol boyunca bizi arayıp sağlığımızdan emin oldular. Ben bu satirlari yazarken su an Isfahan' dan cok uzaktayim ama onlar halen bizi arayip bir porblemimiz olup olmadiginiz soruyorlar her gun. Fotografta solda mavi ve beyaz tshirtlu bu arkadaslari sizlerin de tanimanizi isterim.


Kaldığımız otel Imam Meydan'ına yürüme mesafesinde ve otele yerleştikten sonra gece ışıklar altında bu şehri yakalamak istiyoruz.
Şu yazı yazma, meramını anlatma işi cidden sıkıntılı bir iş buranın atmosferini ambiyansını anlatmanın kelimelere dökmenin imkanı yok. Küçükken Simbad, Alaaddin, lambadaki cin diyorduk ya hah iste onlar burada yasiyor :))
Köşeyi dönünce dile benden ne dilersen diyecek ellerini göğsüne kenetlemiş şişman bir cin her an karşımıza çıkacak gibi dolaşıyoruz.




Sabah ışığında şehirde kahvaltı yapmak için bakınırken imam meydanının arka sokaklarında kendimizi kaybedip bi kaç dehlizden geçtikten sonra boyut değiştirip inanılmaz bir çay evine dalıyoruz. Burası hakkında söylenecek çok söz var resimler anlatsın. Isfahan'a gelirseniz burada kahvaltı yapıp ortamı koklayın dünyadan başka bir evrene ışınlanmış gibi hissedeceksiniz.

İmam meydanının kapalı çarşısında bir çok el sanatı icra eden esnaf küçük atölyelerinde el işçiliğini konuşturuyor. Halen geçer akçe oralarda bu tip işçilikler.
Kahvaltı yaptığımız yerde gördüğümüz bu fotoğraf eskiden bu topraklarda kimlerin yaşadığı hakkında fikir veriyor. İnsan mısınız? Hangi gezegende yaşadınız sizzzz :))
Meydanda Anne-kız bize poz veriyorlar. Genelde kadınlar bu fotoğraf işinden uzak duruyorlar. Ama bakışları çeksen bişi olmaz ama yinede çekme der gibi.
Bakır, gümüş levhalar üzerine işleme yapan bir zanaatkar.
Internet her yerde olmasina ragmen soz verdigimiz online geziyi yapmakta zolaniyoruz gezmek mi bi yandan dinlenmek mi bi yandan yazmak mi hangisi karar veremiyoruz.
Iran milli formasının çakma versiyonunu 2 ytl civarında bir paraya alıp adidas tshirtünden kafama sarık yapıp molla yada intihar bombacısı kılığında biraz geziniyorum. Durumdan Iran halkı memnun gördükçe gülümüsyorlar.
Imam mescidi tarihindne bu yana böyle maymunluk görmemiştir bu pozdan sonra görmedim duymadım söylemedim moduna geçtiler, o fotoğrafı buradan yayınlamıyoruz :p
Sabah motorlarımızı koyduğumuz otoparkta Italyadan buralara kadar motoruyla gelmiş çılgın bir motorcuyla karşılaşıyoruz. Uzak diyarlarda arkadaşına rastlamış biri gibiyiz :))
Ertesi gün saat 14.00'te 300 km lik yeni bir çöl maratonundan sonra Yezd'e ulaşmak için yola çıkıyoruz. (Çok sıcak olacak çooookkkkk)
Ağaç gölgesi bi yana kaya gölgesi bulmanın imkansız olduğu bu yolu geçmek bizi iyice cesaretlendirdi bu hızla tabelasını gördüğümüz Kerman'a yada Bandar Abad'a gitmeye karar vermemiz an meselesi :))
Bu kadar yol gittik ( yaklaşık 2000 km) halen bu ülkenin sınırlarına varmak için tabelalar binli kilometrelerden bahsediyor. :))
17 Haziran 2008
Zanjan-Isfahan

Zanjan: ilk goz agrimiz
guzel ulkemin -dogu beyazit'a kadar- her karisindan keyifle gecmisiz.
sinirda, artik beni "bu insanoglu olmayan sinirlari icat edip sonra da onu korumak sakinmak icin kendi kendine neden bu kadar eziyet eder" raddesine getirecek kadar beklemisiz..
maku'da akillara zarar bir otelde kalmisiz..
sabahin seherinde uykusuz yola koyulmusuz..
tebriz trafigine girmek gafletinde bulunmusuz..
uzerine bir col ortasindaki otobanda ucuz benzinin keyfiyle 40 kusur derece sicagin altinda tapa gaz gitmisiz..
yani bitigizzzz..
Zanjan'a bir girdik.. Allahim! guzel kizlarin yuzleri gulumsuyor.. otelimizde acik renk carsaflar ve sicak su.. turkce konusan resepsiyonist kiz.. hareketli isil isil felekeler (doner kavsaklar).. aksamki turkiye-cekoslavakya macini heyecanla bekleyen zanjan erkekleri.. sanirim cennetteyiz :))
herkes dusunu aldi, dinlendik, insan sekline geri donduk.. ilk is bir kebapci..
kebap super bir kenara.. bir safranli pilav yapiyorlar ki, turkiye'de pilavi tane tane doken dahil ben pilav yaparim demesin.. tamamen yagsiz yapilip tereyagi sonradan karistirilan pilav, sarimsakli yogurt, bugday corbasi, kebap, ayran.. adam basi 4YTL gibi bir paraya mide fesatina ramak halde kalkiyoruz..
maci izlemek istiyoruz
ve yorgunluktan uykusuzluktan oluyoruz..
ve tabi gezmeyi tercih ediyoruz.. ismail yeke esliginde ice pack icmek Zanjan'in bombasi..
ilk defa hep birlikte ve samimiyetle iyi ki burdayiz dedirtti bize.. Zanjan gezinin ilk goz agrisi :))
resimler anlatsin..
15 Haziran 2008
Maku-Tebriz-Zanjan
Cebimizda kalan YTL leri bir bicimde Tümen' e çevirmek gerektiği için sabaha bırakmadan geceden sırtlan sürüsü gibi çalısan bir exchange ordusu var Mako' da. 1 saat sonra otele Tümenleri getirip ytl leri alıp götürecek olan sürünün lideri tam uykuya daldığımın 2.saatinde resepsiyonda belirdi.
Takası o saatte başarıyla tamamlayabildim mi bilmiyorum. :)) Ama sabaha cebimde bir tomar parayla uyandım.. Tümen zenginiydik artık. İnsanın cebinde bi tomar parası olunca yürüyüşü değişiyor :p
Sonrasında 2 saatlik zavallı bir uyku ile sabahın 06.00 sında yola çıkmaya hazırdık. Kaçar gibi uzaklaştık bu Mexico aman Iran kasabasından.
Akşamdan doldurduğumuz sudan ucuz benzinlerle ( litresi yaklaşık olarak 0.5 YTL çok komik di mi) gazı açtıkça demir atlarımız şahlandı. (peh peh) Tebrize girmeden verdiğimiz molada ne kadar motor meraklısı Türk tır şoförü ve kasabalı varsa motorun kaç para olduğunu ve kaç bastığını merak ediyordu. Kahvaltı vs derken Tebrize girmeye karar verdik.

Ne büyük hata yaptığımızı trafikle boğuştuktan sonra ve Tebrizin içerisinde sirk maymunu durumuna düştükten sonra anlıyoruz. Her durduğunuzda her yanınızı saran insanlar, meraklı gözlerle etrafımızı sarıyor yürümeyen trafiği felç ediyorlardı. Hızlıca kapalı bri otopark bulup kendimizi sokağa attık.

Kapalı çarşı senin soğuk bişiler satan kahveleri benim şeklinde insanların içinde uzaylı gibi dolaştık. İçimizde en azından adı Uzay olan birisi var yalan yok :p
Şöyle gerilere gidip 30 yıl öncesinde ülkemizde de sokakta gördüğümüz turiste uzun uzun bakılır sırıtılırdı. Şimdi durum tersine dönmüştü.
Deplasmandayız ama bize gösterilen hoşgörü itibar ve sıcak karşılamayı buradan ne kadar anlatsam azdır. Çay ikram edenler, soğuk bişiler ısmarlamak isteyenler, sohbete meraklı gözler, utangaç gülümsemeler...

10 günlük bir tatil için çok uzun bu rotanın, her yerinden keyf almak için hızlı davranmamız gerekiyor. Tebrizden çıkıp Tahran otobanına atıyoruz kendimizi. Şehrin içinden çıkmak tam bir kabus halini alıyor ama neyseki navigasyonda sorun yaşamadan önce kalabalık bir otoyola sonrasında otobana benzer konforlu bir yola çıkıyoruz.
Saatler ilerliyor yollar önümüzde uzayıp gidiyor. Bir süre alışkın olduğumuz Akaryakıt istasyonlarını göreceğimizi umarken neredeyse çöl ortasında konteynerlerle benzin satıldığına şahit oluyoruz. Düzeni böyle kurmuşlar kimse mağdur değil alan memnun satan memnun. Soluklanıp yola devam ediyoruz.

Bu uzun düzlüklerde saatlerce yol alsakta sıcaktan tepemizde kartalların dolaştığı ıssızlıktan ve kuru topraktan başka hiç bir şey göremiyoruz.

Bir kaç köyden geçiyoruz. Bu sıcağın ortasında ot bitmez sudan nasibini almaz bu topraklarda ne ekip biçtiklerini nasıl yaşadıklarını sorguluyorum. Bir cevap bulamadan tekrar mola veriyoruz. Bu anı belgeleyip bizi izleyenlerlerle fotoğrafımızla hasret gideriyoruz.
Son bir saat daha bu sıcak kurak topraklara tahammül edip Zanjan' a giriş yapıyoruz. İklim değişiyor. Tebriz' den çok farklı bir şehirle tanışıyoruz.
Trafik nispeten daha az karmaşasız bir hal alıyor ama ortam bizi sartıp sarmalıyor. El Mariachi kıvamındaki otelden bir anda böylesine ender rastlanır türden bir otele yerleşiyoruz. Motorlarımız şimdi garajadalar ve sıcak duş alma şansımız var. İnsan olduğumuzu yeniden hatırlayıp sokağa atıyoruz kendimizi. Bişiler yedikten sonra işte ben burada online sözümüzü yememek için Arzu ile bloga yazı şeyttiriyoruz... :)))
Yarın Zanjan - Qum - Isfahan yollarında olup Iran' ın mistik yöreleriyle tanışmayı ve sizleri de tanıştırmayı düşünüyoruz. Internetimiz var ama zaman ve uyku biraz sıkıntılı Pers diyarlarında...




























